Kategoriler
Hikayem

Ben kimim?

12 Ocak 2019 itibariyle 20 yaşına giren “Ben” in kendini tanıma çabasının yazıya dökülmüş hali…

Not: Bu yazı 12 Ocak 2019’da yazılmıştır

Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş? “Kaç yaşında?” derler, “Kaç kardeşi var, kaç kilo, babası kaç para kazanıyor ? ” Bu tür bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar. Deseniz ki “kırmızı kiremitli güzel bir ev gördüm, pencerelerinde saksılar, çatısında kumrular vardı” bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi, ama 600 bin liralık bir ev gördüm deyin bakın, nasıl da ‘aman ne güzel evmiş’ diye haykıracaklardır.”

Küçük prens’in en sevdiğim bölümlerinden birisidir bu, çünkü kendimi bildim bileli hep “Ben kimim” diye sormuşumdur. İnsanların beni tanımladıkları gibi tanımlayamadım kendimi hiçbir zaman. Bence ben, ne babaannem ve ablamın ismimi koyduğu Ahmet Furkan’ım, ne de 19 yıl Erzincan’da yaşamış biri olarak Erzincanlıyım. Peki kimim ben ?

Küçük, tatlı, tek katlı, müstakil evimizin bahçesindeki ceviz ağacının altında yattığım günü hatırlıyorum da, benim için çok özel ama insanlık için gayet sıradan bir gündü. Yine çimlere uzanmış, hayran hayran ceviz yapraklarının arasından bulutların hareketlerini izliyordum. Aklımda da yıllardır başkalarına geçiştirmek için cevabını verdiğim ama kendime emin bir şekilde veremediğim bir soru. En sevdiğim renk hangisi ? O an “benim en sevdiğim renk olsa olsa en sevdiklerimin rengi olur” diye düşünerek seçenekleri bir hayli azaltmış oldum. Bulutlara fon olarak en çok yakışan ve milyonlarca insanın dertlerinin, anlamlı bakışlarının, hüzünlerin, ayrılıklarının ve tabi ki aşklarının ortak şahidi, denizlerin rengi “mavi” mi, yoksa kendini mavi ve kahverengiyle tamamlayınca doğayla eşdeğer tutacağım yeşil mi? Hayatta, önemli de olsa birçok kararı ivedilikle alarak en azından karar verirken harcayacağım zaman ve enerjiden tasarruf ettiğimi düşünürüm ama bu ikisi arasında bir seçim yapamadım o gün. Son seçeneğimi ürettim kendime ve o gün bu gündür benim favori rengim TURKUAZ.

En sevdiği rengi belirlemesi yıllarını alan birinden kim olduğunu tak diye söylemesini beklemek çok akıllıca olmaz. Ama kim olduğunu her daim düşünen, sorgulayan biri olduğumu da akıldan çıkarmamak gerekir. Yani kim olduğumu , ne kendime ne de herhangi birine direk söyleyemem ama kim olduğum hakkında birçok ipucu verebilirim. Mesela, ben bir düşünürüm. Her şeyi düşünürüm : ) Düşünen arkadaşlarımı da çok severim, kendimi geliştirmek için onları bir fırsat olarak görürüm. Film izlemeyi çok severim ama çok film izledin mi dersen , hayır. Mesela şu an yaptığım bir tespit: Bence insanlar çok sevdikleri şeyleri çok yapmak (en azından diğer insanlardan çok yapmak) zorunda değillerdir. Hooopp, bahanemi bulup vicdanımı rahatlattığıma göre devam edebilirim. Seyirlikten gidelim o zaman, en sevdiğim youtuber Barış Özcan, burada onun kendisini hikaye anlatıcısı (storyteller) olarak tanımladığını belirtmeden geçemeyeceğim. Ahh ah, kendisini tanımlayan insanlar var bu dünyada, ben de anca … Neyse, bir gün ben de kendimi tanımlayacağıma çok inanıyorum. Biraz klişe olacak ama Elon Musk’ın da vizyonuna hayranım. En azından dünyanın en akıllı beyinleri Facebook’ta Instagram’da nasıl daha fazla reklam gösteririz diye çalışmak yerine fiili mağazaları kapatıp milyonlarca dolar masraftan kurtularak yalnızca internetten satış yapan ve 35 bin dolara elektrikli araba satan Tesla’da çalışabiliyor. “Ben” e devam, Özyeğin’e geldikten sonra tiyatroyla tanıştım, baya da hoşuma gitti. Üniversitemizin tiyatro kulübünü Instagram’dan takip edebilirsiniz: @ozuoda . Oda tiyatrosunun sosyal medya sorumlularından biriyim diye demiyorum, güzel paylaşımlar yapılıyor hesapta.

Malala’yı anlamaya çalışmam, çince öğrenmeye başlamam, dinlediğim bir konuşmadan sonra çok sevdiğim Cemil Meriç hakkında hiç konuşmamam, iş mülakatımda gururla anlattığım kahramanım (süper kahramanım da diyebiliriz sanırım) Ahmet Küçük ve daha bir sürü şeyi de belki başka zaman belki de hiçbir zaman…

Hoşça kalın!

Bu arada beni, beni tanımlayabilenler gibi tanımak isteyenler için;

Ahmet Furkan Yılmaz, 20 yaşında (12 Ocak 2019 itibariyle), Erzincanlı ama o dönemde Erzincan’da sağlık imkanları yeterli olmadığından (yazımdaki en gerekli bilgi bu) Erzurum’da doğdu.Üniversiteye kadar Erzincan’ da yaşadı. Kendisi lise yıllarını çöp olarak değerlendirse de siz Fen Lisesinden mezun olduğunu unutmayın. Şimdi de Özyeğin’ de mimarlık okuyor. Sonra da çok çalışıp büyük adam olacak…

EYYYY beni, beni tanımlayabilenler gibi tanımak isteyenler , size de “hoşça kalın” !

Yazar Ahmet Furkan Yılmaz

Ben Ahmet Furkan Yılmaz, bu benim hikayem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir