Kategoriler
Hikayem

Hikayem…

Evrende her şeyin bir başlangıcı, sonu ve kelebek etkisi vardır. Bunların bazıları kayıt altındadır bazıları ise hiç var olmamışçasına silinir gider. Ben de “ben”in bir kısmını kayıt altına aldım.

Geçtiğimiz bin yılın son 12 ocağında dünyaya geldim. Çocukluğum, babamın da içinde doğduğu ve hala ailemin yaşamaya devam ettiği müstakil bahçeli evimizde geçti. Büyüdükçe ve eğitim psikolojisine ilgi duyup bununla alakalı içerikler tükettikçe anladım ki hayal gücümü ve başarılarımı bahçemize borçluymuşum. Üretmenin önemini üniversitede anlasam da üretmeye 2 yaşında başlamının avantalarını hala yaşıyorum. Üretmek kendimi bildim bileli çok heyecan vermiştir bana. Üretmeye topraktan tabak çanak yaparak başladım ve yıllar geçtikçe birkaç kişinin sığabileceği tahta bir oda girdi portfolyeme. Yapacağım şeyler bana o kadar heyecan verirdi ki geceleri uyuyamaz ve sabah erkenden planladığım şeyi yapmaya koyulurdum.

Hayvanlar da hayatımın önemli bir parçası diyebilirim. Civciv, ördek, kaplumbağa, keçi, tavuk, köpek gibi hayvanlar besledim. Üretme aşkım bu hayvanlarla daha da alevlendi. Mesela ördeklerim için tekerlekli seyyar bir havuz, civcivlerim için 3 katlı villa, tavuklarım için kümes gibi yapılar tasarladım ve yaptım. Tabii tüm bunlar beni meslek seçimi konusunda yönlendirmiş oldu. Kendimi bildim bileli hep mimar olmak istedim çünkü “yaratmak” hayatımın en ama en vazgeçilmez unsuruydu. Çok eğitimli bir ailede yetişmediğimden tasarladığım ve ürettiğim şeylere çevremin tepkisi hep olumsuz oldu. Çünkü malzemeleri dağıtmış etrafı kirletmiştim… Ben de kendi kendime küsüp “artık hiçbir şey yapmayacağım, bir şey daha yaparsam ne olayım?” derdim, ama içimde öyle bir motivasyon ve heyecan vardı ki bir gün sonra başka bir şey yapmaya başlardım.

İlk ve orta okulda çok başarılı bir öğrenci değildim, sınavlarda sıralama olarak genellikle sınıfta 3-5 arası okulda da 10-15 arası oluyordum. Dersler hiçbir zaman 1. önceliğim olmadı, yani derslere çalışıyordum ve bir şeyler yapıyordum ama bu kadar. Beni heyecanlandıran başka şeyler vardı hayatta. Mesela resim çizmek veya maket yapmak… Dönemlik verilen performans ödevlerinde eğitim hayatım boyunca hep okul 1.si oldum. Mesela hoca nesli tükenmekte olan hayvanları konu alan bir ödev hazırlayın demişti, ben 3 boyutlu, sayfaları açtıkca havanların resimlerinin sayfanın arasından maket şeklinde ortaya çıktığı bir kitap hazırlmıştım, yada tarih dersinde Osmanlı padişahları için bir tren yapıp, vagonlara onların hayatlarını anlatan yazılarımın olduğu kağıtları koymuştum. Bugün oldu içimde hala o heyecan var, hala sadece maket yaparken uykum kaçıyor.

Ortaokulda çok başarılı olmadığımı söylemiştim. Aslında bir başarı yakaladım ama o da 1 gün sürdü, ise sınavına girdiğim gün 🙂 8. sınıfta girdiğim en başarılı sınav liselere geçiş sınavıydı ve sınavdan sonra okula gittiğimde herkes beni tebrik etti ve sonra da herkesle vedalaşıp okuldan ayrıldık. Tercih zamanı benim için hiç heyecanlı değildi çünkü bildiğim en iyi okul olan Erzincan Fen Lisesini iyi bir sıralamayla kazanıyordum ve oraya gidecektim, ne yazık ki başka şehirlerde çok daha iyi liseler olduğundan haberdar bile değildim ve sanırım hepimizin vergileriyle maaşlarını alan öğretmenlerim de haberdar değildi ki hiçbir yönlendirme yapmadılar 🙁

Erzincan Fen Lisesi’yle beraber hayatımın en kötü yılları başlamıştı. Her sabah 21.yy da servise biniyor ve 19.yy da servisten inerek okula giriyordum adeta. O zamanlar herhangi bir referansıım olmadığından cehennem gibi yıllar geçirdiğimin farkında değilmişim. Okula bir türlü adapte olamadım. Tamam dersler önemli, anladık, ama hayatımız gecemiz gündüzümüz şimdimiz geleceğimiz herşeyimizin ders olmasını istiyorlardı. Tarım Devrimini atlaşmış ama sanayi devriminde takılı kalmışlardı. Bize sanayi çağının eğitimini veriyorlardı. Devlete asker yetiştirmek ve fabrikalara işçi yetişmek üzere kurulan 19.yy eğitim sisteminden bir adım ileriye gidememişlerdi ama kendilerinden çok eminlerdi. Matık şuydu: Şimdi hayatınızı yaşamayın, çalışın, çok çalışın, sadece çalışın, tıp kazanınca hayatınızın geri kalanı muhteşem olacak. Sakın hayal kurmayın, aykırı düşünmeyin, inovasyonu aklınızdan bile geçirmeyin. Bu arada bunlar gizli saklı şeyler değildi okulda mesela müdür veli toplantısında rahatça “Yapacak bir şey yok sistem böyle ve çocuklarınız yarış atı gibi koşacak” demiş, öğrencilerin sanata da ihtiyacı olduğunu söyleyen veliye de “o zaman çocuğunuzu güzel sanatlar lisesine yazdırın” demişti. Matematik hocam bana “odak noktası olma” diyor, ders çalışmak dışında herhangi bir şey yapınca “sınava ben girmeyeceğim hadi derse” diyerek azarlanıyor, tenefüste dahi ders çalışan arkadaşlarım hep örnek gösteriliyordu. Ama ben böyle biri değildim, ben sadece ders çalışarak yaşayamazdım, yaşayamadım da ama okulumun güzide idareci ve öğretmenleri son ana kadar ellerinden geleni yaptılar (başarılı olmam için!)

10. sınıftayım yolda yürürken bir konferans gördüm. “Erzincanın Kurtuluşu”, öğleden sonra devamsızlık yapıp o konferansa gittim ve arkandan müdür yardımcısıyla 5 öğrenci geldiler yanıma oturdular. Müdür yardımcısı kızarak “Ne işin var senin burada” dedi. Ben de devamsızlık hakkımı kullandığımı söyledim, o da Erzincan’da tasvip edilmeyen şeyler yapılınca kullanılan bir söz olan “Bence de devamsuzlugh yapmışsın” dedi. Birkaçgün sonra okulda koridorda bir hocamla sohbet ederken yanımıza geldi ve “Hocam biliyor musunuz bu naptı?” dedi, hoca da “Ne yapmış?” diye cevap verdi. Müdür yardımcısı “Ben dersi dinlemeyenenleri topluyamki konferansa götürüm, bu devamsızlugh yapıp konferansa gidiy, gitmeden önce bana geleceksen!” .İlk okuduğunuzda anlmsız gelmiş olabilir, açıklayayaım: Konferansa normal şartlarda kimse giteyeceği için okullara yazı gitmiş ve her okuldan bir miktar öğrenci çağrılarak salon doldurulmaya çalışılmış. Bizim okuldan da müdür yardımcısı dersi dinlemeyen öğrencileri toplayıp konferansa götürmüş çünkü başta da dediğim gibi ders her ama her şeyden önemlidir. Ben de konferansa gitmeden önce müdür yardımcısına söylemememişim ve bunu egosuna yedirememiş.

Üniversite…

Yaz tatilinde bir gün düşündüm ki o kadar test kitabı çözdüm son bir yılda ama hayatımı etkileyecek bir karar olan üniversite seçimine dair tek bir kitap bile okumadım. Hemen kitapyurduna “üniversite” yazdım ve 2 kitap sipariş ettim. Onlardan biri bu (diğerini okumadım zaten hshshsh):

Daha sonra da hayatımı değiştirmeye devam edecek olan Erhan Erkut’la bu şekilde tanıştım. Özyeğin’i ilk defa kurucusu Erhan Hoca’dan duydum ve kitabı bitirdiğimde Özyeğin’e gitmeye kara verdim, bölümüm zaten belliydi, puanım da Türkçe mimarlıktan yüksek İngilizceden düşüktü (tam burslu) ve 2018 yılında Özyeğin Türkçe Mimarlık bölümüne girdim.

Artık her şey değişmişti. Geçmişte insanların yaptığım için beni eleştirdiği her şeyi buradaki insanlar yapmam için teşvik ediyor hatta yapınca da tebrik ediyorlardı. İnanılmaz bir dünyaydı burası. Hazırlık okuduğum süre hayatta yaptıklarımın %90 ını oluşturdu. Erzincan da imkanlar o kadar kıtdı ki bir de bunları kullanmaya çalışınca azar işityordum ama burada tüm imaknlar önüme serilmişti ve onları kullanmamayı haddime bile görmüyodum. Birçok kulübe kayıt oldum onlarca seminere katıldım. Tiyatro yaptım, staj teklifi aldım ve staj yaptım. İstanbul’u gezdim, onlarca sergi ve müzeye gittim ve daha birçok şey…

Bunları da farlı yazılarda detaylıca anlatacağım ama şimdilik bu kadar.

Yazar Ahmet Furkan Yılmaz

Ben Ahmet Furkan Yılmaz, bu benim hikayem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir